KESKİN SİRKE KÜPÜNE ZARARA VERİR!

KESKİN SİRKE KÜPÜNE ZARARA VERİR!

Bugün dilerseniz sizlerle yaşama dair kısa bir denklem kuralım..
Yok, hayır, yaşama dair dedim ya..
Zihinlerinizi karıştıracak matematiksel bir problemi çözmek için kurulacak herhangi bir denklemden
bahsetmiyorum. Siyasetin herhangi veya mevcut bir sorununu çözmeye yönelik ilkesel bir
denklemden söz ediyorum. Siyasetçi, eğer birazdan ana hatlarıyla açıklayacağım türden bir denkleme
sahip değil ise uzun vadede siyaset yapamaz, yapsa dahi asla başarılı olamaz..
Öncelikle şunu vurgulamak gerekmektedir; Kararlılık, tutarlılık ve süreklilik siyaset kalitesinin
olmazsa olmaz ölçütüdür. Siyasette hedefi belirleyip ilan etmek, her koşul altında belirlenmiş hedef
doğrultusunda hareket etmek siyasetçide olması gereken kararlılığın derecesine gösterir. Tutarlılık
ise söylem ile eylem birliğidir. Söylediği ile yaptığı birbiriyle çelişmeyen, yaptığı söylediğine uyan
türden siyaset yapmak siyasetçinin tutarlılığını gösterir. Örneğin; söylemde şahin kesilen, eylemde
birdenbire güvercin gibi davranan siyasetçi tutarsız olan siyasetçidir. Dünü, bugünü ve yarını
birbirini tamamlayan biçimde yapılan siyaset ise hem bütünsel hem de sürekliliği olan siyasete en
bariz örnektir. Bunun gerçekleşmesi için ise siyasetçinin durum tahlilini doğru yapması
şarttır! Tutarlı biçimde mutlak başarı için asker arazinin, siyasetçi jeopolitiğin, tüccar müşterinin
ahvalinden yani genel ve görünen durumundan haberdar olması gerekmektedir. Siyasetçi kendinin
ya da rakibinin güçlü ya da zayıf yönlerini, herhangi bir eyleminde sunacağı risk ve fırsatları doğru
analiz etmeyen bir siyasetin peşinden gidiyorsa böyle bir siyaset çizgisi içindeyse başka bir hata
yapmasına da gerek yoktur. Çünkü o türden bir siyasetçi zaten yapacağını yapmıştır(!) Bir siyasetçi
durum tahlilini doğru yapamıyorsa başka hiçbir şeyi de doğru yapmıyor demektir!.
Şimdi gelin tüm anlattıklarım çerçevesinde, yani kurduğum denklem kapsamında siyasal bir analiz
yapalım, ya da yapmaya çalışalım!..
Türkiye’de tarihsel süreç içerisinde Türk-Kürt, Sünni-Alevi gibi tarihsel arka plana sahip kesimler,
siyasal zorlamalar ve göç yoluyla eritile eritile etkisizleştirildiği için neredeyse pratik siyasal bir
sorun olmaktan çıkarılmış olması nedeniyle, siyasal alan, ister istemez kimlikler ve onun temel
matrisi insan hakları sorunuyla sınırlanmıştır. Kimlikler sorununun sınıfsal sorunu öncelemesi,
tarihin bu aşamasında kendini dayatan bir gerçeklik olarak, özellikle bizim gibi ülkelerde demokrasi
mücadelesinin esaslı bir parçası haline gelmiştir. Türkiye’de ve dünyanın bir çok ülkesinde bunun
böyle olması, sınıflar arası ilişki ve çelişkileri ortadan kaldırmamış ya da böylesi durumlara çözüm
getirmemiştir. Toplumda sınıflar konusunun üzeri kimlik sorunlarıyla örtülense de aslında sınıfların
toplumsal ilişkilerini belirleyen devasa bir gerçeklik durumu söz konusudur ve alttan alta akan bir
nehir gibi nitelendirilebilir. Özellikle 1970’li yılların liberal veya sol dünyası olarak adlandırılan
dönemde Türkiye’de kapitalizm, feodalizm, Asya tipi üretim tarzı, komprador burjuvazi,
emperyalizm, oligarşi, burjuvazi, işçi sınıfı, köylülük, kır, kent ve benzeri sınıf ve sistem konuları çok
tartışılmıştır. Bunların epeyce bir kısmı, gerçekliği ideolojiye uydurma retoriklerinden öteye
gitmese de içlerinde bugüne de kaynaklık edebilecek değerli görüşler vardır. 12 Eylül 1980 faşist
darbesi birçok şeyi dümdüz edince ve buna bir de Sosyalist Blok’un çökmesi ve baskılanmış kimlik
sorunlarının pıtrak gibi ortaya çıkması eklenince, toplumsal tahlillerde sınıflar konusu hep geri
plana itilmiştir. Gerek dünyada gerekse Türkiye’de solun entelektüel sıkıntılarının ve genel
gerileyişinin yeri ise doldurulamamıştır. Medeni dünyanın sağ siyaset iklimi şu sıralarda en fazla
Huntington’ın 'Medeniyetler Çatışması' ve Fukuyama’nın 'Tarihi Sonu' gibi parlayıp sönen tezlerden
başka ne üretebilmiştir?.
Bu duruma koşut yani paralel olarak Türkiye'nin sağ siyaset ikliminde ne üretilebilmiştir? 1990’ların
o çok okuyan İslami kesim entellektüellerine şimdi ne olmuştur? Vahşi kapitalizme ve sınıfsal
adaletsizliğe karşı son yıllarda kim ne söylemiş, kimler isyan etmiştir ki!.
Bırakın karşı bir şeyler söylemeyi, 2002'den sonraki süreçte AK Parti iktidarıyla birlikte İslam’ın
kapitalizmle örtüşmesini, hatta iç içe geçişini görünce bunların çok büyük bir kesimi sistemin

gönüllü propagandacılığına soyunmuşlar, mücahitler müteahhit olmuşlar ve mütedeyyin olan az bir
kesimi ise, hayal kırıklığının suskunluğuna bürünmüşlerdir!..

Zikri Evner
Zikri Evner( zikri@birlikgazetesi.com.tr )

YORUM ALANI

Yorum Yok

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.